E-F-G-Ğ-H (47)
Hafız Burhan (d. 23 Mayıs 1897, İstanbul - ö. 18 Nisan 1943, Ankara)
Osmanlı-Türk Türk Sanat Müziği gâzelhan, hafız, mevlithan ve ses sanatçısı.
Hafız Burhan (Burhan Sesyılmaz 23 Mayıs 1897’da İstanbul Aksaray’da doğan Hafız Burhan, Ankara’da vefat ettiği 18 Nisan 1943’e kadar onlarca insanın bir araya gelse başaramayacağı ün ve şöhrete kavuşur. Dönemin en çok kazanan sanatçılarındandır öyle ki 100’e yakın plak doldurduğu Columbia firması büyük karlar yüzünden kendisine otomobil hediye eder, Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul’un ilk otomobil sahiplerindendir. Yanda da görüldüğü üzere büyük üstat kendisine hediye edilen otomobille bir de poz vermiş.
Mareşal Fevzi Çakmak’ın kızının mevliti için Ankara’ya çağrılmış, tiz perdelerde gezinerek kendini epeyce yorduğu mevlit sırasında kalp krizi geçirerek aramızdan ayrılmıştır. Gür sesinin ve okuduğu ezanların boğazın karşı yakasındaki konaklardan duyulabildiği, Ayasofya’dan okurmuş Asya yakasından insanlar pencerelerini açıp dinlermiş tarzı övgüleri de sahiplenen büyük sanatçı – her ne kadar bazıları abartılı gözükse de sesinin gürlüğü yüzünden mikrofona dönerek şarkıları okuduğu gerçeği halen radyocular arasında anlatılı durur. Hafız-ı gazelhan geleneğinin son temsilcisidir. Çocukluğunda hıfzını bile tamamlamadan cami cami gezdirilmiş, o kadar beğenilirmiş sesi. Paragrafın başında da belirttiğim gibi genç bir yaşta – 46 yaşında aramızdan ayrılır.
Seslendirdiği parçalar
Makber
Sevdası Henüz Sinede
Adalardan Bir Yar Gelir
Bir Yaz Gecesi
Ey Melek İlahi Hayatta
Gerçi Bilirim Kurtulamam
İnleyen Ahımı
Kuş Sesleri
Ne Güzeldir Bakışın
Sarsam Seni
Seb-i Hüznünde Hayalinde
Seviyordum Onu Ruhumda
Son Ninni
Söyleyin Güneşe
Üzme Kendin Nafile
Yandım Sana Baktıkça
Yeşil Kurbağalar
Yine Kalbim Taşar Ağlar
Yüksek Eyvanlarda
Hacı Taşan (d. 1930, Keskin ö. 9 Mart 1983)
Türk ozanı, türk halk müziği sanatçısı. Abdal/Aşiret müziğinin en önemli isimlerinden birisidir.
Hacı Taşan türküleri, halayları çalıp okuyan bir sanatçı olarak Keskin ve Bala folklor musikisinde büyük ağırlığa sahip hemen hemen tek sanatçıdır. Hacı Taşan'ın ismi, Keskin türküleriyle adeta özdeşleşmiştir.
Halk arasında Hacelobası olarak söylenen ve asıl adı "Hacıali Obası" olan bu türkünün derlendiği köy, aynı zamanda Hacı Taşan'ın köyüdür. Keskin'e bağlı bu köyde 1930'da doğan Hacı Taşan, aslen Kırşehir'in Çiçekdağı ilçesine bağlı Kırtıllar köylüdür. Kırtıllar o yıllarda "abdal" aşiretinin en yoğun olarak yaşadığı köylerden birisidir. Bozlak sanatçısı Neşet Ertaş'da bu köyde doğmuştur. İç Anadolu'nun ortasındaki bu köy, Anadolu halk müzikleri içerisinde en orijinal anlatıma sahip bir müziğe, abdal/aşiret müziğine kaynaklık eder.
Hacı Taşan'ın babası Abdullah Çavuş'da o yıllarda Hacelobası'ndan evlendiği için oraya taşınır. Bağlamayı çok seven bir ana ile, yörenin ünlü davulcularından olan Abdullah Çavuş'un dört çocuğundan biri olan Hacı Taşan, 12 yaşlarında veya 13-14 yaşlarında saz çalmaya başladığı söylenmektedir.[1] Babası, o zamanlar yörenin en namlı ustalarından olan Yusuf Usta'ya iyi bir saz yaptırır ve tutar elinden küçük Hacı'nın, o günlerde Seyfeli(daha sonra Barak) köyünde oturan üstad Muharrem Ertaş'a çırak verir. Ve böylece Hacı Taşan, bu müziğin tek ve en etkili eğitim/öğretim şekli olan bir ustanın yanında çıraklığa başlar.
Muharrem Ertaş, Hacı Taşan'ı yanına alarak bugün hala bu müziğin hem öğrenildiği hem de en çok icra edildiği mekanlar olan düğünlere götürür. "Düğün çalgıcılığı" onlar için çoğu zaman tek ve en önemli meslektir. Çoğu zaman bu düğünlerdeki aşırı içki ve sefahat ortamı bu insanların ruhen ve bedenen hızla yıpranmalarına ve genç yaşlarda ölüme sebep olmakta idi. Merhum Hacı Taşan 1983'te vefat ettiğinde 53 yaşında idi. Bu geleneğin bir başka sanatçısı Çekiç Ali ise 39 yaşında vefat etmiştir.
TRT repertuarlarında da yer alan birçok eserleri mevcuttur. Hacı Taşan'ın bazı önemli eserleri şunlardır
Açtım Perdeyi Durnamı Gördüm
Allı Durnam Bizim Ele Varırsan
Altın Yüzük Ulanmaz
Babına Da Deli Gönül Babına
Bugün Ayın Işığı
Bura Mıdır Koçyiğitler Vatanı
Değirmenin Bendine
Döndün Mü Benden Yüzü Dönesi
Erciyes'ten Duman Kalkdı
Gelmemiş Dünyaya Sen Gibi Taze
Giden Ay Dutulur Mu
Helkemi Suya Daldırdım
Mavilim Mavişelim
Ne Güzel Yakışmış Allar Ayşe'ye
Sürüler İçinde Sürmeli Koyun
Yaylalar İçinde Erzurum Yayla
Yüce Dağ Başına Yağan Kar İdim
9 Mart 1983 tarihinde, geçirdiği üçüncü kalp krizi sonucunda 53 yaşında hayatını kaybetmiştir.
Hacı Arif Bey (1831 / 28 Haziran 1885)
Hacı Arif Bey, 1831 yılı sonlarında İstanbul' un Eyüb Sultan semtinde doğdu.Asıl adı Mehmed Arif' dir. Mütevazı bir ailenin çocuğuydu. Babası Ebubekir Efendi, Eyüb Mahkemesi katibelerindendi.
Hacı Arif Bey daha çok küçük yaşlarda iken sesinin güzelliği ve musiki kabiliyeti ile oturdukları semtte ün yapmış, mahalle mektebinde '' ilahici başı'' seçilmişti.Bu sıralarda aynı semtte oturan gençlerden biri olan, geleceğin büyük Zekai Dede' sinden şarkı ve ilahiler öğreniyordu. Zekai Dede onu kendi hocası yine bir başka Eyüb' lü, Mehmed Bey'e götürdü. Eyyübi Mehmed Bey, küçük Arif’i çok beğenerek öğrenciliğe kabul etti ve klasik fasıllar meşk etmeye başladı. Arif Bey, yüksek kabiliyeti ve olağanüstü hafızası ile çok çabuk öğreniyor, öğrendiklerini asla unutmuyordu. Bu arada Eyyübi Mehmed Bey tarafından devrin en büyük musiki üstadı, her iki hocasının da hocaları Hamamizade İsmail Dede' ye götürülmüş, onun da iltifatlarına mazhar olmuştu.
Eyyübi Mehmed Bey, Arif Bey' le çok ilgileniyordu. Henüz 13 yaşında iken onu '' Bab-ı Seraskeri '' , yani devrin Savunma Bakanlığı' nın bir dairesinde katibeliğe aldırmış; bir yandan memuriyetine devâm ederken, diğer yandan Müzika-i Hümayun’a öğrenci olarak devamını sağlamıştı. Hacı Arif Bey, Müzika-i Hümayun' a girmekle hem Haşim Bey' den istifade etmek imkânı bulmuş, hem de saraya ilk adımını atmış oldu.
Çok geçmeden sesinin güzelliğini haber alan Sultan Abdülmecit, onu huzûra dâvet etti. Olağanüstü güzel sesi, güzel yüzü, kıvrak zekâsı, terbiye ve nezaketi ile padişahı etkilemişti. Sultan, onun hemen '' mabeyinci '' olarak saraya alınmasını emretti. Mabeyincilik, padişah ile hükümet arasındaki ilişkileri düzenleyen yüksek itibarlı ve dolgun maaşlı bir görevdi. Hacı Arif Bey bu göreve getirildiği zaman 19 yaşındaydı.
Kısa bir süre sonra besteleriyle de adından söz ettirmeye başladı. Eserlerinde duygulu, ince ve asîl üslûbunun yanı sıra, makam ve geçkilere hâkimiyeti ile melodinin sözlere olağanüstü uygunluğu hemen göze çarpıyordu.
28 Haziran 1885 günü, henüz 54 yaşında iken, oğlu Cemil' in kollarında hayata gözlerini yumdu.
Eserler:
Bakmıyor Çeşm-i Siyah Feryada
Ben Buy-i Vefa Bekler
Çözülme Zülfüne Ey Dil-rüba
Gurub Etti Güneş
Muntazır Teşrifine
Niçin Mahsun Bakarsın
Şarab İç Gülfeminde Güller Açılsın
Uyur Daim Uyanmazdı
Vücud İkliminin Sultanısın Sen
Hacer Buluş, (26 Mart 1926 / 30 Ağustos 2014)
Hacer Buluş, Hacer Buluş, 26 Mart 1926 Ankara‘da doğmuştur. İlkokulu bitirdikten sonra eğitimine devam edemedi.
1942 yılında açılan sınavla Ankara Radyosu‘na girdi. Uzun yıllar Ankara Radyo’sunda Türk halk müziği sanatçısı olarak görev yaptı.
Konserler verdi. Gazino çalışmaları oldu. Türküleri güzel söyleyip, el üstünde tutulan dev bir sanatçıydı o. TRT‘de radyo programlarında olsun ya da halk konserleri, özel etkinlikler, plaklar, kasetlerde olsun o yanık, o duyanı yürekten dağlayan, için için harlayan sesi duyanlar el üstünde baş üstünde tutardı onu.
1947 senesinde Mehmet Ali Erbil‘in babası Sadettin Erbil‘in başrollerde oynadığı “Yanık Kaval” filmine türküleriyle dahil oldu. 1948 yılında İsmail Dümbüllü‘nün baş rolde olduğu “Dümbüllü Macera Peşinde” filminde oynadı.
Hacer Buluş’un iki kızı vardır
Güneri Tecer (d. 1933, ö.1988)
Türk ses sanatçısı. Ankara'da doğdu. 1957 yılında Ankara Radyosuna girdi ve uzun yıllar radyo sanatçılığını devam ettirdi.
Giriftzen Asım Bey (d.1851 Teselya – ö. 26 Şubat 1929, İstanbul )
Türk neyzen, grifitzen, besteci.
Klasik Türk müziği çalgılarından ney’in günümüzde unutulmuş bir cinsi olan girift adlı çalgının son icracısı kabul edilir. Girift üflemekte devrinin en başarılı icracısı idi
Müzisyenliğinin yanı sıra itfaiye teşkilatında görev yapan bir askerdi. İstanbul İtfaiye Teşkilatı Kumandanı iken Amasya’ya sürülmüş ve bu şehirde pek çok sanatçı yetiştirmiştir. Beste de yapan sanatçının en çok bilinen yapıtları arasında “Cana rakibi handan edersin” adlı şarkı başta yer alır. Müzisyen ve eğitimci Musa Süreyya Bey, müzisyen Cevat Asım Bey, radyo sanatçısı Asım Yücesoy, piyanist ve besteci Nihal Erkutun, tiyatro sanatçısı Muazzez Lutas’ın babasıdır.
Yaşamı[değiştir | kaynağı değiştir]
1851 yılında Tesalya’da doğdu. Babası, Muhzirbaşızade Ali Efendi’dir.
Müzik eğitimine 14 yaşında Yenişehir Mevlevihanesi’nde başladı. Neyzen Yusuf Paşa’nın talebelerinden Neyzen Hasan ve Salim beylerden dersler aldı.
Askerlik çağı geldiğinde İzmir’e gitti, bu şehirde Askeri Hesap Memuru olarak çalışırken Mülazım rütbesiyle subay oldu. 1872’de İstanbul’a döndü ve Sultan Abdülaziz tarafından kurulan İstanbul İtfaiye Teşkilatına yüzbaşı rütbesi ile girdi. Bir yandan da ney ve girift dersleri aldı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na Bölük Kumandanı görevi ile katıldı. Savaştan sonra İstanbul’daki görevinin başına döndü; Binbaşı rütbesi ile İstanbul İtfaiye Kumandanı oldu.
Girift ustası olarak ünü gittikçe artan ve devrin ünlü kişileriyle tanışıp dostluklar kuran sanatçı, Ayân Azası Mûşir Fuat Paşa ile de dost olmuştu. II. Abdülhamid devrinde padişaha Ayân azası Mûşir Fuat Paşa hakkında bazı ihbar ve şikayetler gönderilmesi Mûşir Fuat Paşa’nın ve yakınlarının sürgüne edilmesine yol açtı. Giriftzen Asım Bey de sürgün edilenlerin arasında yer aldı ve 1883 yılında Amasya’ya sürgün edildi; sürgün hayatı 1908’e kadar sürdü.
İlk eşinin ölümü üzerine ikinci evliliğini Amasya’da Lütfiye Hanım ile yaptı. Her iki evliliğinden 24 çocuğu oldu. Çocukları arasında Musa Süreyya Bey, Cevat Asım Bey, Asım Yücesoy, Nihal Erkutun, Muazzez Lutas müzik ve sahne sanatları ile uğraşmış kimselerdir.
1908’de Meşrutiyetin ilanı ile İstanbul’a döndü ve eski görev yeri olan İstanbul İtfaiye Kumandanlığı’na bu sefer Albay rütbesi ile başladı.
Emekli olana kadar İstanbul’da kalan Giriftzen Asım Bey, emekli olur olmaz Amasya’ya yerleşmek üzere geri döndü. 1916 yılında kendi evinde daha sonra “ Amasya Musiki Cemiyeti” adını alacak olan topluluğu bir araya getirdi ve çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Amasya Musiki Cemiyeti’nin fahri başkanlığını yaptı.
Günümüze saz ve söz eserlerinden kırk üçünün notası ulaşmıştır. Yapıtları, başka sanatçılara da esin vermiştir. Çağdaş Türk müziği bestecisi Hasan Ferit Alnar’ın “Kanun Konçertosu”’nun ilk bölümünü Asım Bey’in “Rast Peşrevi”'nden etkilenerek yazdığı söylenmektedir. Kurtuluş Savaşı sırasında Mehmet Akif tarafından yazılan İstiklâl Marşı’na beste yapan sanatçılar arasındadır
Bir ziyaret için gittiği İstanbul’da hastalanarak 26 Şubat 1929‘da hayatını kaybetti. Merkezefendi Mezarlığı'na defnedildi.
Gavsi Baykara (24 Mart 1902 – 15 Kasım 1967)
Türk neyzen, güfteci, besteci.
Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Abdülbâki Baykara'nın büyük oğludur. Davutpaşa Sultanisi ve Dar-ül Hilâfe Medresesinde okuduysa da mezun olamadı. 1919'da Mevlevî dedesi oldu. Rauf Yekta Bey ve Ahmet Irsoy'dan ney öğrendi1941 yılında İstanbul Belediyesi Konservatuvarı'na girdi. Altmışa yakın eser bıraktı. Eyüp mûsıkî Derneği'nin kuruculuğu ve ilk öğretmenliğini üstlendi. Aka Gündüz Kutbay gibi sanatçıların yetişmesinde etkili olmuştur.
Son yıllarını felçli olarak geçiren Baykara, 1967 yılında vefat etmiştir
Fikret Şenes (1921 / 16 Şubat 2015)
Fikret Şeneş, 1921 yılında İstanbul’da doğmuştur. Annesi Calibe Hanımdır. Mutlu bir evlilik yapan ve yürüten anne-babası tam da bu yüzden "Şeneş" soyadını kendileri seçmiş.
Fikret Şeneş , İstanbul Amerikan Kız Koleji’nden mezun olduktan sonra konservatuvarın şan bölümüne yazıldı.
Fikret Şeneş, Amerikan Kız Koleji’nden mezun olacağı yıl 1937 yılında 16 yaşında Bedii Çapa ile evlendi 18 yıl evli kaldı.
Eşinin şarkıcı Gönül Yazar ile beraberliğini öğrenince 1955 yılında boşandı.
Bu evliliğinden Şamdan kulübünün kurucuları olan Ahmet Çapa (d.1945) (2011 yılında vefat etti.) ve Celal Çapa (d. 1954) adında iki oğlu var.
1950'lerin ortalarında, 30'lu yaşların başında olan Fikret Şeneş ilk şarkı sözlerini Erol Büyükburç'a yazmıştı.
Şan dersi almış alıp piyano çalan Fikret Şenes , özellikle ‘kızım gibi’ dediği Ajda Pekkan’ın seslendirdiği ‘Haykıracak Nefesim’, ‘Bir Günah Gibi’, ‘Yeniden Başlasın’ gibi şarkılarıyla hafızlara kazınmıştı.
Fikret Şeneş , 2012 yılında Alzheimer hastalığına yakalanmıştı. Fikret Şenes 'i bu hastalığa yakalandıktan sonra Gümüşsuyu’ndaki evinde ilk ziyaret eden Ajda Pekkan olmuştu.
Fikret Şeneş’in şarkılarını Ajda Pekkan dışında Zerrin Özer, Nilüfer, Semiha Yankı, Tanju Okan, Ayten Alpman, Gönül Yazar gibi isimler de seslendirmişti. ‘Issız Adam’ filmiyle bir dönem gündeme gelen ‘Anlamazdın’ şarkısı da Fikret Şeneş’e aitti.
Türkiye'nin ilk kadın şarkı sözü yazarı, aşk şarkılarının unutulmaz sesi Fikret Şeneş, 94 yaşında yaşamını kaybetti.
Şarkıları
Haykıracak Nefesim Kalmasa Bile
Bir Günah Gibi
Yeniden Başlasın
Uykusuz Her Gece
Kimler Geldi Kimler Geçti
Hoş Gör Sen
Kapı açık Arkanı dön ve çık
Bir Başkadır Benim Memleketim
Türk Popu'na 300'a yakın eser bırakmış olan Fikret Şeneş en son 1996 yılında Ajda Pekkan için "Bir Hata" adlı şarkıyı yazmış, ondan beri söz yazmıyordu.
1950'lerin ortalarında ilk şarkı sözlerini Erol Büyükburç için yazdı. Şan dersi aldı ve piyano çaldı. Ajda Pekkan’ın seslendirdiği ‘Haykıracak Nefesim’, ‘Bir Günah Gibi’, ‘Yeniden Başlasın’ gibi şarkılarıyla hafızlara yer edindi. 2012 yılında Alzheimer hastalığına yakalandı.
Şeneş’in şarkılarını Pekkan dışında Zerrin Özer, Nilüfer, Semiha Yankı, Tanju Okan, Ayten Alpman, Gönül Yazar gibi isimler de seslendirdi. ‘Issız Adam’ filmiyle bir dönem gündeme gelen ‘Anlamazdın’ şarkısı da Şeneş’e aitti. 300'e yakın şarkı sözü yazdı.
Münir Fikret Kızılok (10 Kasım 1946, İstanbul - 22 Eylül 2001, İstanbul)
Türk rock müziği sanatçısıdır. 1946 yılında İstanbul'da doğdu. 22 Eylül 2001'de bir hastanede uzun süredir çektiği kalp hastalığı yüzünden hayatını kaybetti. Hafif Türk müziği için rock tınıları ve deneysel çalışmalarıyla yakın dönemin en önemli sanatçılarından biridir.
Öğrenim hayatına Galatasaray Lisesi'nin ilkokul kısmında başlayan Kızılok, müzikle de ilk tanışması burada gerçekleştirdi. İlk enstrümanı kendisine yaş gününde armağan edilen kırmızı bir akordeondu. İlk müzik derslerini sınıf arkadaşlarından birinin klarnetçi olan babasından aldı; ilk konserini de bir 23 Nisan kutlamasında Taksim Belediye Gazinosu’nda düzenlenen okul müsameresinde veren sanatçı Fikret Kızılok ve Orkestrası adlı küçük grubun elemanları, Kızılok’un sınıf arkadaşlarıdır ve çaldıkları halk türküleri ile alkış alıyorlardı. Bu dönemdeki en büyük hitleri "Tamzara" türküsünün yorumuydu.
Ortaokul ve lise yıllarında bu konserler sürdü. Lise yıllarında akordiyonu bırakan Kızılok, Elvis Presley'den etkilenerek eline gitarı aldı. Fikret’in o dönemdeki en büyük destekçileri ise üst sınıflarda okuyan Barış Manço ile Timur Selçuk'tu.
Kadıköy'de oturan Fikret Kızılok, 1964'te arkadaşı olan Cahit Oben ile birlikte yeni bir atılım içine girdiler . Yeni bir grup kurarak profesyonel hayata geçmeye karar verdiler. Yanlarına bas gitarist Koray Oktay ve davulcu Erol Ulaştır'ı aldılar; böylece Cahit Oben 4 doğdu. Kendilerini "daha ziyade Beatles tipi müzik yapan bir grup" olarak tanımlayan Cahit Oben 4, İlham Gencer'in işlettiği Çatı Gece Kulübünde programlar yapmaya başladı, bir yandan da mahalle konserlerini sürdürdü. Bu arada kendi paralarıyla iki 45'lik plak doldurdular. Bunlardan ilkinde iki yabancı şarkıyı yorumladılar: The Rolling Stones'ın söylediği bir The Beatles şarkısı "I Wanna Be Your Man" ve "36 24 36". İkinci plaklarında daha "kendilerine" döndüler. Plağın ilk yüzünde Silifke’nin Yoğurdu vardı; diğer yüzü ise bir besteydi: Hereke, aynı zamanda Kızılok'un plak olarak yayınlanan ilk bestesiydi. Cahit Oben 4, Hürriyet Gazetesi'nin düzenlediği Altın Mikrofon yarışmasının 1965 ayağına da "Makaram Sarı Bağlar / Halime" plağıyla katıldılar. Grup bu plaklardan sonra Oben, müzik hayatına nişanlısı Füsun Önal ile devam etmek istediği için ayrıldı.
1965'te Kızılok, "Fikret Kızılok ve Üç Veliaht" adı altında ilk plağını yayınladı. Grup gitarda Harun Batıbaygil, basta Gökhan Targay, davulda Koral Tümay'dan oluşuyordu. "Belle Marie / Kız Ayşe" şarkılarından oluşan plağın iki şarkısı da Fikret Kızılok'a aitti. Fikret Kızılok, bu iki grupla çıkardığı plaklardan sonra Cahit Oben 4 ile çalışmalarını sürdürürken girdiği dişçilik yüksekokulundaki eğitimini sürdürdü. Bir süre sadece okuluyla ilgilendi.
Müzikten kopamayacağını anladığında ilk solo plağını doldurdu. Bu dört şarkıdan oluşan bir EP'ydi. Folk adını verdiği bölümde "Ay Osman" ve "Colours" şarkıları yer almaktaydı. Beat adını verdiği ikinci plakta ise The Beatles'ın All My Loving şarkısının Türkçe aranjmanı olan "Sevgilim" ve "Baby" şarkıları yer aldı. Bu plak o yıllarda fazla ses getirmedi. Bunun üzerine Kızılok okulunu bitirmeye karar verdi. Yine de zaman zaman arkadaşlarının kurduğu Kaygısızlar'la birlikte çalıştı, Barış Manço'ya eşlik etti. "Ay Osman" şarkısının Barış Manço ve Kaygısızlar olarak yeni bir yorumunda kaydetti. Ancak Barış Manço'nun ilk eşi Marie Claude ile aşk yaşamaya başladığı için ikilinin yolları ayrıldı.
İstanbul Diş Hekimliği Yüksekokulu'nun son sınıfında okurken mahalleden arkadaşı Arda Uskan ile bir yolculuğa çıktı; bu müzik hayatını tümüyle etkileyecek bir yolculuktu. Bu yolculukta Aşık Veysel ile tanıştı. Dönüşte gitarını eline alan Kızılok stüdyoya girdi ve 1969'da Aşık Veysel'in Uzun İnce Bir Yoldayım türküsünü yeni bir düzenlemeyle kayda aldı. Bunu bir 45'lik olarak yayınladı. İkinci solo 45’liği Fikret Kızılok'un hayatında da önemli bir dönüm noktası oldu. Arka yüzünde sözlerini kendi yazdığı bir halk şarkısı, "Pınar Başından Bulanır" türküsünün bir bölümünü kullanan Benim Aşkım Beni Geçti yer aldı. O güne dek sürdürdüğü suskunluğu ve bunu bozmasının nedenini de plak kapağında şöyle açıkladı: Piyasa, öylesine Türk benliğinden uzak melodilere kucak açmıştı ki, beni dinlemeyeceklerdi bile. Bugün ise durum büyük bir hızla değişiyor. Bu öz benliğimize dönüşte ben de üzerime düşen görevi yapmaya karar verdim...
Kasım 1969'da yine Aşık Veysel'in yanına Sivrialan'a gitti. Kar yolları kapayınca üç ay ustasının yanında kaldı. Dönüşte "Yumma Gözün Kör Gibi / Yağmur Olsam", Kızılok’un asıl çıkışını yaptığı plak oldu. 1970 tarihli plaktaki iki şarkının da sözleri Aşık Veysel'e, besteleri Fikret Kızılok'undu. Plakta, gitar, tumba ve sazın yanında değişiklik olsun diye enstrüman olarak tahta ve taş kullandı. Şarkılar çok beğenildi, plak çok sattı ve sanatçı ilk altın plağını aldı.
Bu başarının ardından fazla ara vermeden bir 45’lik daha yaptı. Ancak bu kez kendisine ait bir şarkıyla ortaya çıktı: "Söyle Sazım". Plak kapağında, "Türk geleneklerine uygun 17 perdeli Hüseyni düzende üç değişik sazın batı anlayışında ve çoksesli olarak kullanıldığı" bir şarkı olarak tanımlanıyordu. Plağın arka yüzünde Kızılok’un Karacaoğlan'dan bestelediği Güzel Ne Güzel Olmuşsun vardı. Her iki şarkıda da kendisine Nedim Demirelli eşlik etti. Plak, listelerde de kendisini gösterdi ve haftalarca 1 numarada kalmış olan Barış Manço’nun Dağlar Dağlar'ını devirerek liste başı oldu.
1970 yılını bu iki plakla kapattı. Bu plaklar yıl sonunda Hey dergisi tarafından düzenlenen "Yılın Müzik Oskarları" anketinde görülmemiş bir başarıya imza attı: "Söyle Sazım", "Yumma Gözün Kör Gibi" ve "Güzel Ne Güzel Olmuşsun", Barış Manço'nun "Dağlar Dağlar"ının ardından sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü oldu. Fikret Kızılok da aynı ankette "Yılın Erkek Şarkıcısı" seçildi
1970 yılının getirdiği başarıların ardından bir süre plak yapmayan sanatçı bu dönemde bir Anadolu turnesine çıktı. Turne sırasında Siverek yolunda donma tehlikesi geçirdi; bir kamyon şoförü tarafından kurtarıldı. Bu olayın ardından bir plak yaptı ve "Emmo" adlı bestesini bu kamyon şoförüne ithaf etti. Grafson şirketi ile anlaşan Kızılok'un 1971 tarihli firmadan çıkardığı ilk plağın arka yüzünde Ahmed Arif'in şiiri üzerine bestelediği "Vurulmuşum" adlı şarkı vardı. Kızılok, 1972'de bu şarkıyla Bulgaristan'da yapılan Altın Orfe Festivali'ne katıldı.
Bu dönemde Kızılok Bir Ali Var adlı bir oyun yazdı ancak bu oyun hiç sahnelenmedi. Bu oyunun şarkıları bu dönemde plak olarak yayınlandı. 1971'de "Gün Ola Devran Döne / Anadolu'yum" (Anadolu'yum şarkısının ilk kıtası Ahmed Arif'e aittir), 1972'de "Leylim Leylim (Kara Tren) / Gözlerinden Bellidir", 1973'te "Köroğlu Dağları / Tutamadım Ellerini" hep Bir Ali Var oyununun şarkılarıydı. Köroğlu Dağları şarkısı Türk müziğinde çok ender yer alan sitar ile başlamaktaydı. Bu oyunun diğer şarkılarından "Kime Sormalı"yı Dönüşüm eşliğinde Tansu, "Duyar Mısın"ı ise o dönemde ününün doruğunda olan Timur Selçuk yorumladı. Aynı yıl "Bacın Önde Ben Arkada / Koyverdin Gittin Beni" plağını çıkardı.
1973'te Aşık Veysel hayatını kaybetti. Kızılok cenaze törenine de katıldı. Bu ölüm üzerine daha sonra Kızılok sazını kırdı, bir süreliğine müziği bıraktı ve kendini tümüyle diş hekimliğine verdi.[4] Bu dönemde eşi Şeyda Kızılok ile evlendi. Fikret Kızılok 1974'te Tehlikeli Madde adını taşıyan yeni grubuyla uzunca bir Anadolu turnesine çıkana kadar ortalıkta gözükmedi. Grup klavyede Turhan Yükseler, gitarlarda Ataman Hakman ve Siret Yurtsever, bas gitarda Sahir Kayıhan, davulda Eser Sayıner'den oluşuyordu. Turnenin ardından İstanbul’da seri konserler verdi. Tehlikeli Madde ile folk motiflerinin rock ile harmanlandığı şarkılar yaptı. Giderek folk motiflerinin yerini daha alaturka sesler aldı. Yine Ahmed Arif'in şiirlerinden yararlandığı "Haberin Var mı / Kör Pencere / Ay Battı" bu dönemin en önemli plağı olarak dikkat çekti. Kör Pencere'ye bağlı olarak plağa alınan "Ay Battı" ise, popüler müziğimizin enstrümantal şarkıları arasında özel bir yere sahipti. Aynı yıl grupla ikinci ve son plağında "Aşkın Olmadığı Yerde" ve yine bir Aşık Veysel türküsü "İnsan Mıyım Mahluk Muyum Ot Muyum" şarkıları yer aldı.
Bu plaktan sonra yapılan "Anadolu’yum 75", daha önce yayınlanan aynı adlı şarkıya bir göndermeydi. Bu şarkıda Fikret Kızılok, ilk kez Nazım Hikmet şiirinden yararlandı. B yüzünde "Darağacı" şarkısı yer aldı. Son 45'liği ise Mart 1976'da yayınlandı. Mahzuni Şerif'ten "Biz Yanarız" ve vazgeçemediği Veysel'den "Sen Bir Ceylan Olsan" adlı türküleri yorumladı sanatçı bu plağında. Plak eleştirildi. Fikret Kızılok’un kendini yenileyeceği günleri bekliyoruz gibi ifadeler kullanılmıştı bu eleştirilerde. Kızılok, bütün bunlar üzerine ortadan kayboldu.
1977 ortalarında, 1971 - 1972 yıllarında yaptığı ancak o güne dek yayınlamadığı kimi kayıtları bir albüm olarak piyasaya sürdü. Not Defterimden adını taşıyan bu albümde Kızılok’un deneysel çalışmaları vardı: Atonal bir altyapı üzerine Nazım Hikmet şiirini koydu ve kendi deyimiyle "şarkıcılığı değil, müzisyenliği" dener. Ancak dönemin "nazik" siyasi ortamında bu çalışma fazla ortalarda gözükmedi. Plak çıktıktan kısa bir süre sonra toplatıldı. (Yeniden yayınlanması ise 1993'ü buldu.) Bu arada Varşova'da bu albümüyle iki ödül aldı. Ancak, plağın toplatılması onu etkiledi ve Fikret Kızılok, müziği bıraktığını açıkladı. O güne dek 13 altın plak ve çeşitli ödüller alan sanatçı, bundan sonra derin bir sessizliğe gömüldü. Buna gerekçe olarak da "hazırladığı yapıtların ticari olmadığı gerekçesiyle plakevleri tarafından geri çevrilmesini" gösterdi ve bir daha profesyonel olarak müzik hayatına dönmeyeceğini bildirdi. 1978'te oğlu Yağmur Kızılok doğdu.
1983'te 5 senelik bir aradan sonra tabla, bas gitar, ney ve bendir eşliğinde kaydettiği Zaman Zaman albümünü yayınladı. En iyi albümlerinden biri olarak Zaman Zaman'da, klibinde ud çaldığı albüme adını veren şarkı Zaman Zaman, daha sonra yeniden yorumlanacak Yeter Ki, Sevda Çiçeği, daha önce 45'lik olarak okuduğu Güzel Ne Güzel Olmuşsun şarkısının yeni yorumu ve daha birçok başarılı şarkı vardı. Albümün plağında Kızılok'un "Ege Şarkıları", "Veyselname" ve "İnsancıklar" adlı albümlerinin yayınlanacağı söylense de bu gerçekleşmedi. Bu albümdeki "Sevda Çiçeği"nin, Orhan Gencebay'ın "Tanrıya Feryat" şarkısından esinlendiği iddia edilmiştir. Ancak Kızılok şarkının bir Bektaşi nefesi tarzında olduğunu söylemiştir.
Fikret Kızılok 1980'lerin başında Bülent Ortaçgil ile tanıştı. İkili Çekirdek Sanatevi projesine başladılar. Bu projede Türkiye'de popüler müziğin dışında kalan gruplar, burada dinletiler yapıp, bunlar kaydedilip sınırlı biçimde basılıp dağıtılıyordu. Para amacı gütmeyen bu projede, birçok sanatçı ilk sahne deneyimlerini yaşadı. Bu sanatçılar içinde Erkan Oğur, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü gibi birçok kişi vardı. Bu dönemde Fikret Kızılok diş hekimiliğini de bıraktı ve kendini sadece müziğe verdi. Fikret Kızılok, burada dağıtılan ürünlerde kayıtları yaptı. 1985'te Bülent Ortaçgil ile "Biz Şarkılarımızı..." albümü kaydetti. 1986'da ise bandrollü albüm olan "Pencere Önü Çiçeği" albümü çıkarttı. TRT'nin "Cumartesiden Cumartesiye" programı için çocuk şarkıları kaydettiler. Daha sonra yasalar nedeniyle albüm yayınlamak zorlaşınca, evin üretkenliği azaldı, daha sonra da Kızılok ve Ortaçgil'in uyuşmazlıkları baş gösterince ikili yollarını ayırdı.
Kızılok, Ortaçgil ile birlikte Sonay Tanrısever'in albümü "Gecenin Üçünde" albümünü prodüktörlüğünü yaptı ve Ortaçgil'in "Mum" şarkısı dışında bütün şarkıları yazdı. Aynı yıl Sibel Sezal'in "Bu Kalp Seni Unutur Mu?" albümünü yine Ortaçgil ile yapımını üstlendi. Şarkıların çoğunu da Özkan Samioğlu ile yazdı. Aynı yıl Yana Yana albümünü çıkardı. Bu albümde Erkan Oğur, Fuat Güner, Fahir Atakoğlu gibi sanatçılar, Kızılok'a eşlik etti. Bu albümde prodüktörlüğünü yaptığı Sonay ve Sibel Sezal albümlerinden iki şarkıyı doğrudan albümden alıp üstüne vokallerini kaydetti. (Sırasıyla Gecenin Üçünde ve Bu Kalp Seni Unutur mu? şarkıları) Eleştirel "Why High One Why" şarkısının geri vokallerinde Hıncal Uluç, Ferhan Şensoy, Grup Gündoğarken gibi isimler yer aldı.
1990'da Olmuyo Olmuyo albümü yayınlandı. Bu albüm Kızılok tarafından da eleştirilen, milletvekili seçimleri öncesine yetiştirilmek için aceleye gelmiş bir yapım olarak görülmektedireminden Ninni, Entelektüel, Alaturka Liberal, Düşler şarkıları da albümde yeni düzenlemeleriyle yer almaktaydı. 1993'te Ferhan Şensoy'un "Köhne Bizans Operası"nın müziklerini yaptı. Aynı yıl ikinci eşi Dicle Kızılok ile evlendi.
Bir süre yine müzik çalışmalarına ara veren Kızılok, 1995'te Demirbaş şarkısı ile geri döndü. Türkiye'deki en başarılı siyasal taşlamalardan biri olan "Demirbaş", Süleyman Demirel'in siyaset sahnesinden uzaklaşamamasını esprili bir dille anlatan bir şarkıydı. Bu şarkının içinde bulunduğu albümde "Ninni", "En Entellektüel", "Şarkıdaki Maymun" gibi eski taşlamaların yeni düzenlemeleri, "Uğur Mumcu" isimli bir şarkı, Zülfü Livaneli ve Ahmet Kaya'ya taşlamalarda bulunan "Pşşt Barmen" şarkısı vardı. Albüm Deniz Som'un "Vaziyetler" kitabı ile birlikte satılıyordu. Aynı yıl "Demirbaş" ve "Pşşt Barmen"in de yer aldığı, yeni şarkılardan oluşan Yadigar albümü çıktı. Bu albümden çıkan "Kalbim" şarkısı dikkat çekti.
Kızılok daha önce 25 Ağustos 1975'te Uğur Mumcu'nun yazdığı "Sesleniş" yazısını, 10 bölümde inceleyip senfonik şiir olarak bestelemiş, 1993'te Show TV'de bu çalışmanın bir bölümünü Derya Baykal okumuştu. Bu çalışma "Vurulduk Ey Halkım" adıyla albüm haline getirildi ve 1996'da yayınlandı.1998'de Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını Atatürk'ün ağzından anlattığı, araştırmalarını, metin yazarlığını, söz ve bestelerini tamamen kendisinin yaptığı veda albümü Mustafa Kemal - Bir Devrimcinin Güncesi ile destansı, lirik bir müzik yaptı. Albüm yanında konuyu anlatan bir kitapla piyasaya sürülmüştü. Bu albümden sonra "Suya Yazılan Şarkılar" adlı bir albüm çıkaracağını söylese de o albüm hiç yayınlanmadı
Devrimci'nin güncesi sonrası Fikret Kızılok, şarkıcı olarak müzik dünyasından uzaklaştı. 1995'te Fuat Güner ile MFÖ hiti "Sakın Gelme" şarkısının sözlerini yazdı. 1999'da Fuat Güner'in solo albümü için 4 şarkının sözünü yazdı. Aynı yıl Ferhan Şensoy'un yazdığı, Derya Baykal'ın oynadığı "Şu An Mutfaktayım" oyununun müziklerini yaptı. 60'lı yıllardaki 45'liklerinin bir bölümü "Gün Ola Devren Döne" adıyla bir albümde toplandı. 2001'de Sertab Erener'e "Oysa" ve "Kumsalda" şarkılarını verdi ve Erener "Kumsalda"yı albümün ilk klip parçası yaptı.
Daha önce 1998'de kalp krizi geçiren Kızılok, Bodrum'da 2001 Temmuz'unda tekrar kalp krizi geçirdi. İstanbul'a getirilen Kızılok'un durumu bir süre düzeldi. Onu ölümden kurtaran hemşire için son bir şiir yazdı .Kalp pili takılsa da 22 Eylül 2001'de hayatını kaybetti. Ölümünden sonra daha önce şiirini bestelediği dönemin başbakanı Bülent Ecevit: "Değerli besteci ve yorumcu Fikret Kızılok'un zamansız aramızdan ayrılışından üzüntü duydum. Fikret Kızılok, birbirinden güzel besteleri ve eşsiz yorumculuğu ile her dönem büyük beğeni toplamış ve müzik tarihimizin öncü sanatçılarından olmuştur. Merhuma Allah'tan rahmet, ailesi ve sanatçı dostlarına başsağlığı dilerim." açıklamasını yaptı. Ortaçgil ise "Ölüm karşısında ne söylenir bilemiyorum. Çok üzgünüm. Bir zamanlar birlikte çalıştığımız iyi bir dostumdu. Hem iş ortağım, hem iyi arkadaşımdı. Son yıllarda kendisiyle fazla görüşme imkânımız olmadı ama onu her zaman, çok zeki ve iyi bir söz yazarı olarak herkes gibi ben de hatırlayacağım." Dedi. Sanatçı, hayatının son yıllarını geçirdiği Bodrum'da defnedildi.
Sanatçının ölümünden sonra adı Ankara'da bir parka verildi. Nisan 2002'de Sezen Aksu, MFÖ, Bülent Ortaçgil, Sertab Erener, Grup Gündoğarken, Cahit Berkay gibi sanatçıların katıldığı bir saygı konseri verildi. Denizi çok seven Kızılok 2004'te adına düzenlenen bir yelken yarışıyla da anıldı.
Son şarkısı "Aşk Var Ya", Demir Demirkan ve Fuat Güner tarafından okundu. 2002'de Dünden Bugüne adlı Fikret Kızılok toplaması yayınlandı. Bu albümde daha önce yayınlanmamış Ama Babacığım ve Kumsalda şarkısının Fransızca orijinal demosu Plage Egoiste bulunmaktaydı. 2007'de Bülent Ortaçgil ile Çekirdek yıllarında kaydettikleri çocuk şarkılarından oluşan "Büyükler İçin Çocuk Şarkıları" albümü yayınlandı. Dream TV'de "Bir Sanatçıyı Anlamak" adlı bir belgesel ile anıldı.
Fikret Kızılok'un birçok şarkısı yeniden yorumlandı. Bunlardan bazıları:
"Yeter Ki" Haluk Levent, Barış Akarsu
"Gönül" Leman Sam, Müslüm Gürses
"Bu Kalp Seni Unutur Mu?" Çelik Erişçi, Taner
"Haberin Var Mı?": Funda Arar
"Sevda Çiçeği": Mor ve Ötesi
"Leylim Leylim": Hilmi Yarayıcı
"Emmo": Hilmi Yarayıcı
"Zaman Zaman Alptuğ Aydın,Yiğit Yaman,Ezgi Oran, Şehima Özgen yardımıyla öğrenci grubu
"Bir Harmanım Bu Akşam" Bora Duran,Mehmet Erdem
"Farketmeden" Demet Evgar
Satışlarının en üst noktasındayken müzikten çekilmesini açıklarken "Dünya halklarının yüzde 80'i bilinçsiz, sadece üretim için yaşıyor, Amerika da dahil. Gerçek entelektüel yüzde 5'i bile bulmaz. Demek ki cahil olan yüzde 80'le ilişki kurup meşhur oluyorsun. Böyle meşhur olmak aslında utanılacak bir şey, ben utanırım. Değerli olmak önemli. Müziğim, sesim, şarkılarım tanınsın, ama ben tanınmayayım." diyerek kitle problemine değinmiştir.
Plakları
1965: I Wanna Be Your Man / 36 24 36
1965: Silifke'nin Yoğurdu / Hereke
1965: Makaram Sarı Bağlar / Halime
Fikret Kızılok ve Üç Veliaht
1965: Belle Marie / Kız Ayşe
Fikret Kızılok
1966: Ay Osman - Sevgilim / Colours - Baby
1969: Uzun İnce Bir Yoldayım / Benim Aşkım Beni Geçti
1970: Yağmur Olsam / Yumma Gözün Kör Gibi
1970: Söyle Sazım / Güzel Ne Güzel Olmuşsun
1971: Vurulmuşum / Emmo
1971: Gün Ola Devran Döne / Anadolu'yum
1972: Leylim Leylim (Kara Tren) / Gözlerinden Bellidir
1973: Köroğlu Dağları / Tutamadım Ellerini
1973: Bacın Önde Ben Arkada / Koyverdin Gittin Beni
1975: Anadolu'yum '75 / Darağacı
1976: Biz Yanarız / Sen Bir Ceylan Olsan
Fikret Kızılok ve Tehlikeli Madde
1974: Aşkın Olmadığı Yerde / İnsan mıyım Mahluk muyum Ot muyum
1974: Haberin Var mı / Kör Pencere / Ay Battı
- Albümler[değiştir | kaynağı değiştir]
Solo Albümler:
1977: Not Defterimden
1983: Zaman Zaman
1990: Yana Yana
1991: Olmuyo' Olmuyo'!
1995: Demirbaş
1995: Yadigar
Fikret Kızılok & Bülent Ortaçgil
1985: Biz Şarkılarımızı...
1986: Pencere Önü Çiçeği
2007: Büyükler İçin Çocuk Şarkıları
Toplama Albümler
1992: 68'ler
1993: 68'ler 2
1999: Gün Ola Devran Döne 68-71
2002: Dünden Bugüne
2005: Fikret Kizilok (Singles 1970-1974)
Kitaplı Kasetler:
1995: Demirbaş
1996: Vurulduk Ey Halkım...
1999: Bir Devrimcinin Güncesi
Yer aldığı albümler
1972: Karışık Aranjmanlar (Emmo ve Vurulmuşum ile)
2006: Bosporus Bridges - A Wide Selection of Turkish Jazz & Funk 1968-1978 (Ay Battı ile)
2006: International Sad Hits - Volume One: Altaic Language Group (Yeter Ki, Güzel Ne Güzel Olmuşsun, Fark Etmeden, Anadolu'yum ile)
2006: Edip Akbayram / Fikret Kızılok (Yumma Gözün Kör Gibi, Yağmur Olsam, Söyle Sazım, Güzel Ne Güzel Olmuşsun ile)
Feyzi Aslangil (1910 / 22 Ağustos 1965)
Feyzi Aslangil en tanınmış Türk musıkisi piyanistidir.
1910 yılında İstanbul'un Bayazıt semtinde doğdu. Hariciye memurlarından Abbas İhsan Emiraslan ile Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi) hocalarından Muallim Feyzi Efendi'nin kızı Mihriban Hanım'ın oğludur. Babası İranlı soyundandı.
Feyzi Aslangil musiki hevesiyle Saint Benoit lisesindeki öğrenimini yarıda bıraktı. Özel derslerle batı musıkisinde piyano dersleri almaya başladı. Daha sonra Türk musıkisine duyduğu ilgiyle çalışmalarını bu yönde ilerletti. Keman ve piyano dersleri veren Setrak Efendi adlı bir hocadan aldığı derslerle musıki bilgisini ilerletti. Udî Fahri Bey (Kopuz) ile neyzen İhsan Bey'in ilgisini çekince, Darüttalim-i Musıki Heyeti'ne alındı. Feyzi Aslangil o dönemin en seçkin musıki topluluğu olan bu heyetin turneleri ile çeşitli konserlerinde üç yıl piyano çaldı. Daha sonra Sirkeci'deki Balkan gazinosunda ilk kez sahneye çıktı. Hafız Ahmet ile Hafız Burhan'ın fasıl heyetlerinde çalıştı; ailesinin şiddetle karşı çıkmasına rağmen musıkiyi meslek olarak seçti, kısa zamanda tanınmış bir sazende oldu. 1933'te Münir Nurettin Selçuk'un konserlerine de piyanosuyla eşlik etmeye başladı. Aslangil, İstanbul'un çeşitli gazinoları ile saz salonlarında yıllarca piyano çaldı, fasıllara katıldı. İstanbul radyosundaki "Piyano i1e Saz Eserleri" programları onun ülke çapında tanınmasını sağladı; bu programlarda kendisine zaman zaman başka sazendeler eşlik ettiler. Feyzi Aslangil 22 Ağustos 1965'te İstanbul'da öldü. Mezarı Zincirlikuyu'dadır. Aslangil, şair Mehmet Akif Ersoy'un kızkardeşinin kızı Halide Aslangil'le (Çobanoğlu) evliydi.
Diğer...
Fevzi Üreten ( D........../Ö.............)
Fevzi Üreten'e ait bilgi bulunamamıştır .Bilen varsa lütfen bildirsin .
Ferit Sıdal (1 Mart 1925 / 9 Ağustos 2001)
Tambur sanatçısı, besteci.
1 Mart 1925 tarihinde Ankara'da doğdu.
Ortaokul ve lise eğitimini gördüğü "Gazi Lisesi"'nde tambura ilgi duyan sanatçı, tambur konusunda bir efsane olan Tamburi Cemil Bey'in öğrencisi Tevfik Bey'den tambur dersleri aldı. Sonrasında ise bir diğer ünlü tamburi İzzettin Ökte'yle çalışmalarına devam etti. Nurettin Cemil Bey'le repertuvar, Şerif İçli'yle de nota çalıştı.
1950 yılında Ankara Radyosu'na tambur sanatçısı olarak girdi. Aynı yıl Müzeyyen Hanım'la evlendi.
1956 yılından sonra tambur sanatçılığının yanına koro şefliğini de ekledi, çeşitli topluluklara şeflik yaptı. 1972'de TRT Müzik Dairesi Başkanlığı'nın kurulmasından sonra, Sıdal kurumda Türk Sanat Müziği Müdürlüğü görevine getirildi. Sanatçı bu görevi 13 yıl boyunca sürdürdü.
1990 yılında TRT'den emekli olan sanatçıya, 1998 yılında Devlet Sanatçısı ünvanı verildi. Emekliliğinden sonra da TRT'ye farklı pozisyonlarda hizmet vermeye devam etti.
1951 yılında da beste yapmaya başlayan ve yüzün üzerinde esere imza atan Ferit Sıdal, 9 Ağustos 2001 günü yaşama veda etti.
Besteleri
Bir gönül vardı bende, henüz aşkı tatmamış (Rast)
Aklımı başımdan aldı gözlerin (Nihavend)
Kim derdi ki aşkımız bir hazin rüya olur (Hicaz)
Sevdamı o hülyalı gözün rengi yarattı (Hüzzam)
Gözlerin bir içim su, içim yandı doğrusu (Suzinak)
Hicran olacaksa bu aşkın sonu (Rast)
Bölük bölük turna geçer yüceden (Hicaz)
Ferit Alnar (d. 11 Mart 1906 - ö. 26 Temmuz 1978),
Türk Beşleri arasında yer alan çağdaş Türk müziği bestecisi.
Klasik Türk müziği öğeleriyle Batı müziği tekniklerini bağdaştırma çalışmalarıyla tanınır. Kanun ve Yaylı Sazlar Orkestrası İçin Konçerto, Viyolonsel Konçertosu en bilinen eserlerindendir.
Hasan Ferit Alnar PTT Genel Müdürü, Hüseyin Bey ve iyi derecede kanun çalan Saime Hanım’ın ilk oğulları olarak 1906 yılında İstanbul’da doğdu. Küçük yaşta geleneksel sanat müziğine başlayan ve on dört yaşındayken İstanbul’da bir “kanun virtüozu” olarak ün yapan Alnar, ilk gençlik yıllarında özel olarak armoni, kontrpuan ve füg dersleri alarak yeteneğini çoksesli müzik alanına kaydırdı. 16 yaşındayken ilk bestesini yaptı. O yıllar İstanbul Sultanisi'nde (İstanbul Lisesi) okuyor, aynı zamanda geceleri, Darüttalim-i Musiki topluluğuyla sahneye çıkıyordu. Yine o sıralar aynı toplulukla Berlin'e giderek Alman Polydor firması için birkaç plak doldurdu. Bu yolculuklarından birinde Berlin Yüksek Okul müdürü ve besteci Franz Schreker ile tanışan Alnar çok sesli bestelerinin Schreker'in ilgisini çektiğini görünce, bitirmek üzere olduğu İstanbul Mimarlık Akademisi'nden ayrıldı ve devlet bursuyla 1927'de Viyana'ya yerleşti. Viyana Devlet Müzik Akademisi'nin bestecilik bölümünde Joseph Marx'ın öğrencisi oldu, ardından Oswald Kabas ile orkestra şefliği çalıştı.
1932’de Türkiye’ye döndü ve İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda orkestra şefliği, Belediye Konservatuvarı’nda müzik tarihi hocalığı yaptı. 1936’da Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na (Riyaset-i Cumhur Filarmoni Orkestrası) şef olarak atandı ve Ankara’da ilk opera temsilerini hazırladı. Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası’nın şefi Dr. Praetorius’un ani ölümü üzerine, orkestranın şefliğini 1946 yılında üstlenen Alnar, altı yıl boyunca sürdürdüğü bu görevi, sağlığının bozulması dolayısıyla bırakmış, bir süre sonra tekrar Viyana'ya yerleşip çeşitli orkestraları konuk şef olarak yönetmiştir. 1964'te yurda döndükten sonra sanat yaşamını başkentte sürdürdü.
Yapıtlarında Klasik Türk müziği bilgisinden büyük ölçüde yararlanan Alnar’ın bu açıdan en çok dikkati çeken yapıtı, 1944-1951 yılları arasında bestelediği Kanun ve Yaylı Sazlar Orkestrası İçin Konçerto’dur. İlk kez 1958’de yaylı sazlar dörtlüsü eşliğinde Ferit Alnar tarafından Ankara’da seslendirilen yapıt, daha sonra Cem Mansur yönetimindeki orkestra eşliğinde Ruhi Ayangil tarafından uzunçalara kaydedildi. Bu konçertoyla, Türkiye’de ilk kez geleneksel bir çalgıyı “solo” olarak değerlendirmiştir.
Türk halk müziğine de ilgi gösteren Hasan Ferit Alnar, halk müziği gereçlerini örneğin “Prelüd ve iki Dans” adlı orkestra yapıtında kullanmıştır. Bestecinin en çok seslendirilen yapıtlarından bir başkası da "Viyolonsel Konçertosu"dur. Sanatçı, Türkiye’de çekilen tümüyle renkli ilk film olan Halıcı Kız’ın müziğini de bestelemiş ve kanunu kendisi seslendirmiştir. Klasik Türk müziği alanındaki besteleri ise son dönemde sık sık seslendirilmeye başlamış ve kayıtları yayınlanmıştır.
Türk Beşleri'nin içinde yer alan Alnar, teksesli Türk Müziğinden yetişmiş olmasıyla ayrı bir yere sahiptir.
Belirsiz bir rahatsızlık nedeninden dolayı 1978 yılında hayata veda etmiştir.
Fazıl Hüsnü Dağlarca (26 Ağustos 1914, İstanbul - 15 Ekim 2008), Türk şair.
26 Ağustos 1914 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Süvari yarbayı Hasan Hüsnü Bey'in oğludur. İlköğrenimini Konya, Kayseri, Adana ve Kozan'da, ortaöğrenimini Tarsus ve Adana ortaokulundan sonra girdiği Kuleli Askeri Lisesi'nde 1933 yılında tamamladı. Aile, Ataç, Çağrı, Devrim, İnkılapçı Gençlik, Kültür Haftası, Türkçe, Türk Dili, Türk Yurdu, Varlık, Vatan, Yeditepe, Yücel, Yenilik, Yön, gibi dergi ve gazetelerde şiirlerini yayımladı. 1935'te piyade subayı göreviyle Doğu ve Orta Anadolu'nun, Trakya'nın pek çok yerini dolaştı. Ordudaki hizmeti on beş yılı doldurunca, ön yüzbaşı rütbesiyle askerlikten 1950'de ayrıldı. 1952-1960 yılları arasında Çalışma Bakanlığı'nda iş müfettişi olarak İstanbul'da çalıştı. Buradan ayrıldıktan sonra İstanbul Aksaray'da "Kitap" kitabevini açtı ve yayıncılığa başladı. Ocak 1960-Temmuz 1964 yılları arasında dört yıl Türkçe isimli aylık dergiyi çıkardı. İlk yazısı 1927'de Yeni Adana gazetesinde yayınlanan bir hikâyedir, İstanbul dergisinde 1933'te çıkan "Yavaşlayan Ömür" adlı şiiriyle adını duyurmaya başladı. Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılâpçı Gençlik, Yeditepe ve Türk Dili dergilerinde şiirleri çıktı. Bugüne kadar kendisine birçok ödül verilen şair 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından "En iyi Türk Şairi" seçilmişti. Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu üyesiydi. Dil Devrimine ilişkin düşüncelerini Türk Dil Kurumu Koçaklaması'nda şöyle dile getirmiştir:
"Türk Dil Kurumunu kurarken Mustafa Kemal’in tek mutsuzluğu vardı
Türkçeyi sevdiğini daha Türkçe söyleyememek
Kimilerinin şimdi tek mutluluğu var
Türkçeyi sevdiklerini daha Osmanlıca söylemek...."
Toplumculuğunun temelinde insana ve insan hayatına saygı yatan Dağlarca, bu yüzden hiçbir edebî akım ve kişiden etkilenmeden kendi kozasını örer. Çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmemiş, hiçbir akımın etkisinde kalmayarak şiirlerini yazmıştır. Onun sanat anlayışını şu cümlesi özetler:
“ Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir. ”
Türkçeye bakışını ise "Türkçem, benim ses bayrağım" diyerek Türkçe Katında Yaşamak adlı şiirinde sergilemiştir.
"Türk şiirinin büyük şairi" olarak tanımlanan Dağlarca, 94 yaşında zatürre tedavisi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.[1] Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, bu yılın ilk aylarında yaptığı bir röportajda ölümünden sonra Kadıköy'de yaşadığı evin müze haline getirilmesini vasiyet etmişti. Evini Kadıköy Belediyesi'ne bağışlayan Dağlarca, Mühürdar Caddesi'ndeki evinde kendisini ziyaret eden Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk'e, evinin müzeye dönüştürülmesi için vasiyette bulunmuştu. 20 Ekim 2008'de Karacaahmet Mezarlığına defnedilmiştir.